Gizli Bir Fotoğrafın İçeriğinin Şiirsel Anlatımı

 

GECE DÜŞLERİ

Kalksın bütün yasaklar.
Zaten zamanı yitirmişiz

Gece düşlerinin başladığı yerde.
Açılsın mı perdenin bir kanadı

Gün ışığı sızsın aralığından.
İçerde yatan dingin bedenler,

Yasaklayın ışığı,

Zaten bahçede çıplak.

TANIK BULUNAMADI

Ve aralandı kapılar,
Geceye tutsak iki beden

Gün uyanmasın diye

Süzüldü içeri sessizce

Binlerce dokunuş

Bir o kadar öpüş tuttu

Sözcüklerin yerini,

Hiç bir tanık bulunamadı

Geceyle gündüzün arasında.

GİZLİ BİR FOTOĞRAFIN İÇERİĞİNİN ŞİİRSEL ANLATIMI

Sessiz soluksuz,
Kan ter içinde çıktık

Akşam sefası kokan geceden.

Aklını santimledim cetvellerle

Anlayamadığım bir film şeridiydi

Karanlığın ışığa nasıl kavuştuğu.

Bir kuru yaprak gibiydin, yalnız

Ve kendine tutsak, rüzgarda savrulan,

Soluksuz ama olabildiğince sıcak.

Sarı yılların özlemiydi benimkisi,

Senin ise, bir gecelik hevesin.

Şimdi böylece fotoğraftasın,

Ölümsüz, asıl şimdi benimsin.

KIRMIZI MARTI


Fırtınaya tutulan gemilerdik denizde,
Sevdalarımız boyuydu dalgalar.
Sığınacak limanlar bulamadık,
Sığ sular aradık kendimize.

Bir kırmızı martı geçti üstümüzden,
Savrulan bulutlarda yitip gitti.
Orada bir delik açıldı, lacivert.

Dilekyıldızları tuttuk kendimize,
Bir yıldız bile kaymadı denize,

Anlamıştık,
Bitmeyecekti sonrasız geceler.

İNADINA

Uzaklardayaşamalıyım seni,
Yeni düşlerin başladığı yerde.

Pupa yelken açılmalıyım denizlere.

İçimi dolduran gök mavisinde,

Sabaha kalmış balıkçının inadına

Balıklar çekmeliyim ağlarla.

Uzaklarda yaşamalıyım seni,
Yeni düşlerin başladığı yerde.

Serin sabahlarda yürümeliyim.
Işığı güne karışmış ay altında,

Göz kırpmayan çobanın inadına

Kurtlar sürmeliyim karşı yamaçlara.

Uzaklarda yaşamalıyım seni,
Yeni düşlerin başladığı yerde.

Davut'un meyhanesinde oturmalıyım.

Uzaktan tınlayan udun gizeminde,

Sevdalardan yorgun ellerimin inadına

Bir aşk şiiri yazmalıyım tahta masaya.

KÜŞTÜYÜ YASTIK

Kahkahalarla süren gecede
Denizden hafif bir esintiyle
Uykusu gelmişti.

Sarılarak yattı
Sarıldığı kuştüyü yastık mıydı.

Derin Uykuda
Tuttuğunu zannediyordu
Kadının sol memesini.

Neydiyıllardır sarıldığı.

ÇELİŞKİLERİNİ FARKEDEN KADINA

Devrimi beklerken
Yalnızlığımızı farkettik.
Ayazını yediğimiz

Nemli izmir gecelerinde

Nefeslerimizi içtik.

Tam geceleri ısıtmışken

Bir daha hiç gelmedin

Atıf'ın önüne.

ŞAİRİN BİRİSİ


Bugün yağmur yağıyor Ankara'da.
Sevmiyorum havanın kasvetlisini.
Ötücü kuşlar uçamayıp sığınırlar

Rastgele bulunan saçak altlarına.
Günü gece zanneden şairin birisi

Ümitsiz sevda şiirleri yazıp durur:
Kafamı karıştırıyor gök gürültüsü,

Sevdiğim kadın hangisi olsaydı iyiydi.

FOÇALI

Geceler boyunca
Çılgın ilişkilerini
Öykü ettin

İkikadeh şaraba takılmışken
Derin mavi bakışlarını farkettim

Sarışınım, Foçalım
Tam seni bulmuşken
Kendimi kaybettim.

YENİ BİR ÖYKÜ

Nar çoktan yarılmış
Sevdaların özü tükenmiş

Gönül yangınları küllenmiş

Kadın Beyoğlu gecelerinde

Erkek tarlabaşına vurmuş

Kötü adamlar peşinde

Sen bu filmi izlerken,

Yeni bir öykü yazılmaktaydı

İki ayrı kayıp yaşam için

Hem kadın hem de erkek

Tutkundular nesnelliğe

Belki bunun da ötesinde

Biricik amaçları

Kör karanlıklara dokunarak

Ulaşabilmekti gerçekliklerine

Aşksız, sevdasız, kavgasız.

ÇOBAN VE GECE

Bir çoban bir gecede
Gece çok soğuk

Soğukta bin yalnızlık

Lakin çoban sevdalı kendine

İyisi mi sen, çoban sevdiğim
Çek gecenin yorganını

Üzerine, uzat ellerini

Yıldızlar senin olacak.

BİZ SENİNLE

Apansız uyanıveren baharın
Zakkum kokan mavi günlerini

Hiç yaşamamışken,

Tırnaklarımızla kazmıştık toprağı.

Özgürlük tohumlan ekmiştik bencileyin.

Kurak yazlardan başka ne vardı sanki,

Boşvermiştik umursamazlıkla,

Öte yandan bir bilge duyarlığıyla,

Evrim devrim teorilerine takılıp kaldık

Varoluşçuluk yokoluşculuk falan da.

Hep omuz silktik, sabahı zor bulduğum
Uzun ve hedefli gece yürüyüşlerimizde.

Çiçeğe tutkun arıları göremedik

Seke seke uçan kelebekleri

Taklacı ak güvercinleri de.

Ekemedik sevda tohumlarını yeşersin.

Tınaklarımız körelip etimize kaynadı

Gerçi mevsim de çoktan geçip gitmişti.

HAFİF ELYAFLI PARKAM

Bir parkam vardı,
Hafif elyaftı,
Sol cebi üzerinde sigara yanığı,
Haki miydi, belki koyu yeşil.
Kaç ay çıkarmazdım üzerimden

Bir
de kapşonunu çektim mi,

İçi miflonlu.
Filozof tavrıyla bakardım dışarıya
İnsanlar da bana.
Nerde şimdi o eski parkalar.

KANSERHÜCRELERİM

Her akşam, altıdan sonra
İki kadeh atmıyorum.

Birer artırarak gidiyorum

Kanser hücrelerim ayılmasın.

UZAKLARDAN BİR ATLI DÜŞTÜ YOLLARA

Uzandı duvarın dibine boylu boyunca
Bir beter çığlıktı kulağında uğuldayan.

Tanrıların öfkesiydi üzerinden geçen rüzgar,

Elleri titreyerek kavuşturdu iki yakasını.

Hızlı bulutlar aktı üzerinden, sağanak gibi.
Islandı, hiç yaşayamadığı sevdalardı yağan.

Haberci güvercin havalandı sakin kıyılardan,
Uzaklardan bir atlı düştü yollara, dört nala.

Doğmadan öncesi neydi,
Neydi ölüm denen?
Kuş uçuşu ne kadardı iki çizgi arası?
Bilgelik miydi, yaşamak
Bir şarap şişesinin ağzındaki gibi.
Yoksa yaşam,
Henüz açmamış tomurcukların
Keşfedilmemiş yaprak aralarında mıydı?

Bilgelik miydi, ölmek
Bir şarap şişesinin ağzındaki gibi.

Yoksa ölüm,
Henüz yitirilmiş sevgilerin
Tüketilmiş fotoğraflarında mıydı?

Haberci güvercin havalandı sakin kıyılardan,
Uzaklardan bir atlı düştü yollara, dört nala.

ÜSTÜ KALMASIN

(CEMAL SÜREYYA' YA)

Yaşamın tadına
Henüz varamamışken,

Ölüyormuyum tanrım.

Ne çelişki ama,

Bunalım gecelerimi de

Yaşanan günlerime ekleyince

Otuziki yaşımda Altmışımı buldum

Üstü de kalmadı ki.

İSTANBUL HATIRASI ÇEKTİREMEDİM

Eyüp'ten Kumkapı'ya yürürdük.
Ne keyifti akşamlar,

Onca yorgunluktan sonra

İki kadeh parlatıp

Çekilen fotoğrafları saymak.
Bir seni çekememiştim
Hiç söyleyemedim.

Oysa yüzün hep belleğimde kaldı.

AÇ KURDUN AYAK İZLERİ

İnce yağan kar örtmekteydi
Aç kurdun ayak izlerini.

Köye indiği varsayılır,

Kulak düşüren kış gecelerinde.

Toroslar'da Atlılar Köyü'nde

—Sadiye'den değiştirme—

Kiraz mevsimlerinde
Duvarına arsız sarmaşıklar tırmanan
Ahşap evin püsküllü perde aralığında

Karşı dağlara sabit bakan

San yeşil gözlü çerkez kızının

Eli çenesinde oturuşunu

Göremedim bir daha.

GÖZÜM AÇILDI

Bir deniz kıyısıydı,peşindeydim
İzlerini sürdüm ardın sıra

Dalga vurdu,
İzler suda kaldı.
Suya daldım,
Beni kucakladı.
Sarıp sarmaladı,
Altına aldı.

Birkan mercanı tarlasıydı,
Arasından gözlerin parladı,

 

TAŞ

Çok gençtim,umutluydum.
Ölüm elverdi sinsice
Elini ittim yiğitçe.
Bir nefes çektim içime.

Karanlığa girdi, izinsiz.
Düş göremedim gecelerce.
Kabustu yaşanmış sayılan.
Zamanı yaşanmamışa katan.

Gündüz düşlerine yattım.
Küstüm, apansız uyandım.
Sağa baktım, sola baktım.
Ben bende yapyalnızdım.

Uzandım sarp dağlara.
Bir taş aldım elime
Sertti, yontamadım.
Sertti, kemik kaydı.

Ses kulağa vurdu.
Acısı sindi yüreğe.
Yürek çok acıdı.
Sızladı, kan aktı içe.

Kanda çiçekler açtı.
Hepsi de kırmızıydı
Birisi soldu sarardı.
İçim hıçkırarak ağladı.

Damla damlayı yuvarladı.
İz oldu, hiçliğe aktı.
Ateş olup parladı.
Gün ağardı, kor kaldı.